Magazin
Bursa Giresun Federasyonu Giresun'da kendini anlattı
Bursa Giresun Federasyonu, hemşehriler arası tanışma ve kaynaşmayı artırmak amacıyla Giresun Belediyesi Plajlar Bölgesi’nde geniş katılımlı bir kahvaltı programı düzenledi.
Siyaset, bürokrasi ve iş dünyasını bir araya getiren etkinlikte, iki şehir arasındaki bağların güçlendirilmesi vurgulandı.Giresun Son Dakika
Gazeteci Namık Baltaoğlu’nun haberine göre Federasyon Başkanı Üzeyir Aktaş ev sahipliğindeki programa; AK Parti Giresun Milletvekilleri Ali Temür ve Prf. Dr. Nazım Elmas, MHP Giresun Milletvekili Ertuğrul Gazi Konal, belediye başkanları, siyasi partilerin il başkanları, bürokratlar, STK temsilcileri ve iş insanları katıldı.
Bursa Giresunlular Federasyonu Başkanı Üzeyir Aktaş, Bursa’da yaklaşık 200 bin Giresunlunun yaşadığını belirtti. Bünyelerinde 45 dernek ve 27 bini aşkın üye barındırdıklarını ifade etti ve yakın bir gelecekte Marmara Bölgesinin en kapsamlı tanıtım günlerini yapacaklarını söyledi.
[eii post_id=”582″ theme=”1″]
Etkinlikte söz alan Giresun Milletvekilleri Ali Temür, Nazım Elmas ve Ertuğrul Gazi Konal, Giresun kültürünü, tarihi ve turistik değerlerini tanıtan, kente yatırımı teşvik eden tüm sivil toplum kuruluşlarının her zaman yanında olacaklarını belirterek Federasyon Başkanı Üzeyir Aktaş’a teşekkür ettiler.
Magazin
Van Gölü Havzası’nda sürdürülebilir gelecek için çalışmalar başladı
Van Gölü Havzası’nın çevresel, ekonomik, sosyal ve kültürel geleceğini şekillendirmek amacıyla düzenlenen “Van Gölü Havzası Sürdürülebilir Gelecek Çalıştayı” başladı. Çalıştayda, havzanın 2050 vizyonunun ortak akıl ve bilimsel veriler doğrultusunda oluşturulması hedefleniyor.
Sıfır Atık Vakfı, Van Valiliği, Bitlis Valiliği, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Bitlis Eren Üniversitesi ile Van ve Bitlis Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüklerinin iş birliğinde düzenlenen “Gelecek İçin Van Gölü Havzası – Ortak Akıl Platformu / Van Gölü Havzası Sürdürülebilir Gelecek Çalıştayı”, Van’da geniş katılımla başladı.
Türkiye’nin en önemli doğal yaşam alanlarından biri olan Van Gölü Havzası’nın geleceğinin ele alındığı çalıştayda kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri bir araya geldi. Programın açılışında “Van Gölü Havzası 2026 Durum Raporu” paylaşılırken, ardından protokol konuşmaları gerçekleştirildi.
Açılış programında Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Fatih Turan, AK Parti Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve 23. Dönem Van Milletvekili Gülşen Orhan, Bitlis Valisi Ahmet Karakaya, Van Valisi Ozan Balcı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Burak Demiralp konuşma yaptı.
Ağırbaş: Van Gölü Havzası’nın 2050 vizyonunu birlikte inşa edeceğiz
Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş, Van Gölü Havzası’nın Türkiye’nin en önemli doğal ve medeniyet miraslarından biri olduğunu belirterek, 2020 yılında Emine Erdoğan’ın himayelerinde başlayan çalışmaların bugün daha geniş bir iş birliğiyle sürdürüldüğünü söyledi.
Çalıştayın Van Gölü tarihindeki en kapsamlı toplantılardan biri olduğunu ifade eden Ağırbaş, farklı bakanlıkların yanı sıra valilikler, üniversiteler ve çok sayıda paydaşın aynı platformda buluştuğunu belirtti.
Ağırbaş, “Ortak akıl, bilimsel yaklaşım ve güçlü kurumlar arası iş birliği ile Van Gölü Havzası’nın 2050 Vizyonu’nu hep beraber inşa etmeye başlıyoruz” dedi.
Dünyanın ciddi bir çevre felaketi riskiyle karşı karşıya olduğunu belirten Ağırbaş, Sıfır Atık Vakfı’nın yakın zamanda plastik raporunu açıklayacağını ve atık ithalatı konusunda da önemli değerlendirmeler yapacağını söyledi.
Van Gölü’nün bölgesel kalkınma açısından önemine dikkat çeken Ağırbaş, Türkiye’nin su fakiri ülkeler arasında bulunduğunu belirterek sulak alanların korunması gerektiğini vurguladı.
Ağırbaş, vatandaşların çeşmelerden akan suyu içebilmesi amacıyla yeni aparatlar geliştirdiklerini belirterek, su kaynaklarının gelecek nesillere aktarılmasının zorunlu olduğunu ifade etti.
Türkiye’de 9-20 Kasım tarihlerinde düzenlenecek COP31 Zirvesi’ne de değinen Ağırbaş, Van Gölü Havzası’nda yürütülen çalışmaların zirvede dünyaya iyi uygulama örneği olarak sunulmasının hedeflendiğini söyledi.
Çevre Yönetimi Genel Müdürü Fatih Turan ise iklim krizi ve kuraklık eğilimlerinin Van Gölü Havzası üzerindeki baskıyı artırdığını belirtti.
Van Gölü özelinde yürütülecek çalışmaların hem bölgesel su güvenliğine katkı sağlayacağını hem de Türkiye’nin COP31 hedeflerini güçlendireceğini ifade eden Turan, havzanın geleceğinin iklim değişikliği, su güvenliği ve sürdürülebilir kalkınma perspektifiyle ele alınacağını söyledi.
AK Parti Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu da Van’ın 17 göl ve sulak alanın bulunduğu bir şehir olduğunu belirterek, çalıştayın bölgenin 2050 projeksiyonunun oluşturulması açısından son yılların en önemli toplantılarından biri olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve 23. Dönem Van Milletvekili Gülşen Orhan ise Van Gölü’nün küresel iklim değişikliği ve kirlilik baskısıyla karşı karşıya olduğunu belirterek, 2020 yılında Emine Erdoğan’ın himayelerinde başlatılan çalışmalar kapsamında önemli mesafe alındığını söyledi.
Van Gölü için 12 milyar liralık çalışma
Van Valisi Ozan Balcı, Van Gölü’nün yalnızca doğal bir zenginlik değil, aynı zamanda ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan da büyük önem taşıdığını belirtti.
[eii post_id=”630″ theme=”1″]
Balcı, Van’da 50 milyar liralık sağlık, 25 milyar liralık eğitim yatırımı bulunduğunu, 3,5 milyon meyve fidanının dikildiğini ve Eski Van Şehri’nin yeniden ayağa kaldırıldığını söyledi.
Van’da 5 milyar lira değerinde biyolojik atıksu arıtma tesisi ile 3 milyar lira değerinde katı atık bertaraf tesisi bulunduğunu belirten Balcı, Van Gölü Koruma Havzası Eylem Planı kapsamında yapılan çalışmaların toplam değerinin 12 milyar liraya ulaştığını ifade etti.
Bitlis Valisi Ahmet Karakaya da Van ve Bitlis’in aynı havzanın ortak değerlerini ve sorunlarını paylaştığını belirterek, Sıfır Atık Vakfı’nın sürece yeni bir güç kattığını söyledi.
Van ve Bitlis’e 1 milyar liranın üzerinde destek
Van Gölü Havza Koruma Eylem Planı kapsamında 2020 yılından bu yana atıksu yönetimi, katı atık yönetimi ve gölün korunmasına yönelik çalışmalar yürütülüyor.
Mart 2020’de Van’da belediye nüfusunun yalnızca yüzde 38,4’üne atıksu arıtma hizmeti verilirken, bu oran 2025 itibarıyla yüzde 98,9’a yükseldi. Bahçesaray Atıksu Arıtma Tesisi’nin tamamlanmasıyla oranın yüzde 100’e çıkarılması hedefleniyor.
Van Gölü Havzası genelinde ise atıksu arıtma oranı yüzde 99,8’e ulaştı. Van Entegre Katı Atık Bertaraf ve Enerji Üretim Tesisi hizmete alınırken, sıfır atık çalışmaları kapsamında Van ve Bitlis’te yaklaşık 270 bin kişiye eğitim verildi.
2 milyon 140 bin metreküp dip çamuru temizlendi
Van Gölü’nde bugüne kadar yaklaşık 2 milyon 140 bin metreküp dip çamuru temizlendi. Böylece planlanan çalışmanın yüzde 77’si tamamlandı.
Dere ıslahı, dip tarama, arıtma çamuru yönetimi ve çevresel altyapı yatırımlarına yönelik çalışmaların da plan doğrultusunda sürdüğü bildirildi.
Van Gölü, 2022 yılında “Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” statüsüyle doğal sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştı.
İkinci gün tematik masa çalışmaları yapılacak
Çalıştay kapsamında katılımcılar, Van Gölü Havzası’ndaki çevre altyapı yatırımlarını ve sürdürülebilir uygulamaları yerinde incelemek üzere teknik ziyaretler gerçekleştirdi.
İki gün sürecek çalıştayın ikinci gününde ise iklim, su ve ekosistem, mekânsal planlama ve yaşam kalitesi, ekonomik kalkınma ve kültürel değerler ile yönetişim ve gelecek vizyonu başlıklarında tematik masa çalışmaları yapılacak.
Çalıştay sonunda hazırlanacak sonuç raporuyla su kaynaklarının korunması, doğal yaşamın güçlendirilmesi, iklim değişikliğine dirençli havza yönetiminin geliştirilmesi ve Van Gölü Havzası’nın sürdürülebilir geleceğine ilişkin bir yol haritası oluşturulması hedefleniyor.
- Van Gölü Havzası’nda sürdürülebilir gelecek için çalışmalar başladı
- Van Gölü Havzası’nda sürdürülebilir gelecek için çalışmalar başladı
- Van Gölü Havzası’nda sürdürülebilir gelecek için çalışmalar başladı
- Van Gölü Havzası’nda sürdürülebilir gelecek için çalışmalar başladı
Magazin
Prof. Dr. Zakir Avşar: ''Büyük köylere dönüşen büyük şehirler kimin eseri?''
Akademisyen ve Haber7 yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, ”Büyük köylere dönüşen büyük şehirler kimin eseri?” adlı yazısında çeşitli değerlendirmelerde bulundu.
Prof. Dr. Zakir Avşar, ”Büyük köylere dönüşen büyük şehirler kimin eseri?” adlı yazısında şu ifadelere yer verdi:
”Yaşadığı büyükşehrin giderek karmaşıklaşmasından, trafikten, hava kirliliğinden, su yoksunluğundan, pahalılaşmasından, altyapı eksikliklerinden, hayat konforunun azalmasından yakınmayan kimse yok gibi…
Büyükşehirlerin içine düştüğü bu fena vaziyeti en fazla dert edinmesi, çözümler üretmesi gerekenler işi depreme, nüfus artışına bağlayarak ve kendi öngörüsüzlüklerini, beceriksizliklerini, başarısızlarını, kaynak kullanımındaki savurganlıklarını, yersizliklerini hiç hesaba katmıyorlar…
İş yolsuzluk ve yozlaşma olunca da sütten çıkmış ak kaşık gibi inanılmaz pozlarla “halka hizmetten ve hizmetin engellenmesinden” bahsedebiliyorlar… Kamusal güç, imkan ve kaynakları kullanma yetkisine sahip kişilere “seçildiğiniz günden bu yana ne yaptınız?” sorusunu sormak ve bunun cevabını almak imkansız hale geldiği gibi, adlarının yolsuzlukla ve yozlaşma ile anılmasından ötürü de madalya isteyecek kadar işi büyüttüler…
Şehirleri yönetenleri yolsuzluk ve yozlaşma ile anıp tartışıyoruz ve ne yazık ki en basit düzeyde yapmaları gerekenleri dahi yapmayanlardan şehir hayatına dair beklentilerimizi sürekli düşürerek bir beklenti içine giriyoruz…
İletişim bilimci Marshall McLuhan “küresel köy” kavramını ortaya attığında modern iletişim teknolojilerinin insanlık tarihindeki en köklü mekânsal dönüşümlerden birini tarif ediyordu. Ona göre elektrik çağının iletişim araçları mesafeyi toplumsal bir kategori olmaktan çıkarıyordu. Coğrafya elbette ortadan kalkmıyordu ancak uzaklık deneyimlerin paylaşımı bakımından eski belirleyiciliğini kaybediyordu. Dünyanın bir ucunda yaşanan bir savaş, kriz, felaket ya da kutlama, neredeyse aynı anda gezegenin geri kalanının duygusal ve zihinsel evrenine dahil olabiliyordu. İnsanlık teknik anlamda birbirine hiç olmadığı kadar yakınlaşmıştı.
McLuhan’ın kullandığı “köy” metaforundan farklı olarak burada anlatmak istediğimiz şey kentsel konforun sınırlı olduğu, hizmet standartlarının düşük kaldığı, bireysel alanın daraldığı, gündelik hayatın kişisel ilişkiler ağı tarafından belirlendiği bir hayat formudur… Köyde hayat daha basit görünse de, bu basitlik her zaman konfor anlamına gelmez. Suya, ulaşıma, sağlık hizmetine, altyapıya, kamusal imkanlara erişim şehirlerde olduğu kadar sistematik değildir. Yani kastettiğimiz köy, ölçeğin küçük olmasından ziyade hizmet kapasitesinin sınırlılığını ifade etmektedir.
Çünkü, fiziksel olarak devasa büyüklüklere ulaşan, milyonlarca insanı barındıran, ekonomik olarak ülkelerin omurgasını oluşturan metropoller, işleyiş bakımından şehir olmanın gerektirdiği rasyonel sistemlerden uzaklaşıyor. Nüfusları büyüyor, bina sayıları artıyor fakat şehir olmanın temel niteliği olan yönetilebilirlik zayıflıyor.
Şehir, özünde karmaşıklığın yönetilebildiği yerdir. Milyonlarca insanın aynı anda ulaşım hizmeti alabilmesi, suya erişebilmesi, enerji sistemlerinin kesintisiz işlemesi, atık yönetiminin aksamaması, güvenli kamusal alanların korunması ve yaşam ritminin sürdürülebilmesi gelişmiş bir yönetim aklı gerektirir.
Burada temel problem olarak kaynak eksikliği ileri sürülebilse de özünde sorun bu değildir. Kaynak yönetimindeki irrasyonelliktir. Yetersizlik çoğu zaman bütçede değil, bütçenin kullanım biçimindedir. Kamusal kaynaklar gerçek ihtiyaçlar, verimlilik ölçütleri ve uzun vadeli planlama yerine kısa vadeli siyasi görünürlük, popülist tercihler, gösterişli projeler veya rant ilişkileri doğrultusunda harcandığında şehir yönetimi teknik zeminden uzaklaşır. Kaynakların yanlış önceliklendirilmesi en zengin şehirleri bile işlevsiz hale getirebilir.
Bir şehirde altyapı yatırımları ertelenirken vitrin projelere öncelik veriliyorsa, toplu ulaşım kapasitesi yetersizken gösterişli ama işlevsiz yapılar üretiliyorsa, kanalizasyon sistemi eskiyip çöküşe yaklaşırken kaynaklar görünür ama düşük etkili alanlara aktarılıyorsa, orada yönetim sorunu vardır. Sözgelimi heykel, anıt, konser gibi alanlara ciddi bütçeler ayırılırken, yatırım yapılmadığı, önlem alınmadığı için gündelik hayatınız içinde ulaşımda geçen süreniz artıyorsa bu durumun üzerinde düşünmek gerekmektedir. Kötü yönetim yanlış karar alınırken ve sonuçları görülürken dahi doğru kararın ne olabileceğine dair arayış içinde olunmasına mani olan davranış ve kavrayış eksikliğidir.
[eii post_id=”622″ theme=”1″]
Üstelik şehir yönetiminin karmaşıklığını kavrayamayanların tutumları bu bozulmayı hızlandırmaktadır. Bir metropol, sezgilerle veya gündelik reflekslerle yönetilemez. Şehir yönetimi veri, uzmanlık, senaryo planlaması, risk analizi ve uzun vadeli kapasite hesapları gerektirir.
Şehir yönetiminin zorluğunu kavrayamayan kişiler genellikle karmaşık sorunlara basit çözümler önermeye eğilimlidir. Oysa büyük şehirlerde sorunlar birbirine bağlıdır. Ulaşımdaki bir aksama ekonomiyi, ekonomideki aksama sosyal düzeni, sosyal düzendeki bozulma kamusal güvenliği etkiler.
Bir şehirde trafik günlük hayatı felç eden kalıcı bir probleme dönüşmüşse, yağmur yağdığında yollar göle dönüyorsa, elektrik kesintileri olağanlaşıyorsa, su altyapısı yetersiz kalıyorsa, kaldırımlar işgal edilmişse, kamusal alanlar ya ticarileşmiş ya da işlevsizleşmişse, orada artık şehir konforundan söz etmek güçleşir. Nüfusun büyüklüğü orayı şehir yapmaya yetmez. Şehir olmanın özü hayatı kolaylaştıran sistemlerin güvenilirliğidir. Bu sistemler çöktüğünde ortaya çıkan yapı büyük bir köydür, hatta söz konusu şehirler İstanbul, Ankara, İzmir ise küresel ölçekte köydür…
Modern şehir insan hayatını kolaylaştırmak üzere vardır. Şehir zamandan tasarruf ettiren, hizmete erişimi kolaylaştıran, bireyin hayatını öngörülebilir kılan bir düzen sunmalıdır. Eğer bir metropolde insanlar her gün saatlerini trafikte kaybediyor, temel hizmetlere erişmek için olağanüstü çaba harcıyor, en basit ihtiyaçlarını bile belirsizlik içinde karşılıyorsa, orada kentsel yaşamın sunduğu avantajlar aşınmıştır…
İletişim teknolojileri bu gerçeği daha görünür kılmaktadır. Bir altyapı arızası, hizmet aksaması, kamu skandalı saniyeler içinde milyonlara ulaşabiliyor. Fakat görünürlük her zaman çözüm üretmiyor. Aksine, sürekli görünür hale gelen sorunlar zamanla kanıksanabiliyor. İnsanlar her gün yeni bir aksaklıkla karşılaştıklarında, olağanüstü olan sıradanlaşmaya başlıyor. Böylece toplumsal tepki azalıyor, beklenti düşüyor ve kötü yönetim normalleşiyor. Belki de asıl tehlike budur. Maalesef bu noktaya da gelindi…
Kötü yönetimin en güçlü dayanağı, toplumun düşük beklentiye alışmasıdır. İnsanlar aksaklığı kader, verimsizliği norm, gecikmeyi kaçınılmaz kabul etmeye başladığında şehirlerin köyleşmesi hızlanır. Yönetim kalitesindeki düşüş yalnızca idari bir sorun olmaktan çıkar; toplumsal bilinç sorunu haline gelir.
Nüfus artıyor, ihtiyaçlar çeşitleniyor, hizmet talebi yükseliyor; fakat bu karmaşıklığı yönetebilecek akıl, disiplin ve kurumsal kapasite çoğu zaman geride kalıyor. Sonuçta ortaya paradoksal bir tablo çıkıyor: Şehirler fiziksel olarak büyüyor ama yönetsel olarak küçülüyor.
Şimdi şu soruyu sormak lazım İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin kocaman, küresel ölçekte bilinen köyler değil de nedir? Kim diyebilir ki bu şehirler çok iyi yönetiliyor ve insanlara bu kadar büyük, önemli şehirlerde yaşamanın “avantajlarını” sunabiliyor…
Hayatı bu kadar zorlaştıran, şehirleri, medeniyetleri bir köy ölçeğine çevirmeyi başaran insanlar mı bu ülkenin genelini yönetecek bir pozisyona gelecek?
Daha da doğrudan sormak lazım: Ankara’yı, İstanbul’u köy ölçeğinde dahi bir huzura kavuşturamayan, hayatı gittikçe karmaşıklaştıranlar, adları yolsuzlukla ve yozlaşma ile anılanlar mı bu ülkeye Cumhurbaşkanı olma hayali kuruyor?”
Magazin
ABD ordusu İran’a yönelik saldırılarını sürdürüyor
ABD ordusunun, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki saldırı kapasitesini azaltmak amacıyla düzenlediği 9. hava saldırısı dalgasını tamamladığı bildirildi.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan açıklamada, saldırıların İran’ın ticari gemilere ve sivil denizcilere yönelik tehdit kapasitesini zayıflatmayı hedeflediği belirtildi.
Saldırıların 9. gecesinde İran’a ait askeri komuta merkezleri, iletişim ağları, kıyı gözetleme ve hava savunma tesisleri ile deniz kuvvetleri, füze ve insansız hava aracı üslerinin hedef alındığı aktarıldı.
[eii post_id=”594″ theme=”1″]
Açıklamada, İran’ın askeri kapasitesini zayıflatmaya yönelik operasyonların sürdürüleceği ve CENTCOM güçlerinin bölgede göreve hazır olduğu ifade edildi.
-
Türkiye1 gün agoKKTC’de Hava Isınıyor! Sıcaklık 41 Dereceye Kadar Yükselecek
-
Türkiye1 gün agoŞehitoğlu: ” Saldırıyı haince ve vahşice buluyorum”
-
Kıbrıs Haberleri1 gün agoKKTC’de 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı Törenle Başladı! Şehitler Anıtı’nda Duygusal Anlar
-
Güncel1 gün agoMersin’de Kıbrıs Barış Harekatı’nın 52. Yıl Dönümü Törenle Kutlandı
-
Eğitim1 gün agoÜniversite adayları dikkat: YKS sonuçları 22 Temmuz’da açıklanacak
-
Ekonomi23 saat agoAltın fiyatlarında son durum: Gram ve çeyrek altın kaç lira oldu?
-
Eğitim1 gün agoDGS maratonu tamamlandı: Gözler sonuç tarihinde
-
Eğitim1 gün agoMudanyalı öğrenciye Rusya'dan eğitim diplomasisi onur ödülü




