Magazin
Spor Yazarı Gürsoy: İspanya'nın Dünya Kupası zaferi, güçlü spor sisteminin sonucu
Spor Yazarı Ömer Gürsoy, kaleme aldığı değerlendirmede İspanya’nın 2026 FIFA Dünya Kupası şampiyonluğunun tesadüf olmadığını belirterek, başarının temelinde uzun yıllara yayılan spor politikalarının bulunduğunu ifade etti.
Spor Yazarı Ömer Gürsoy, yazısında şu ifadelere yer verdi:
“İki yıl önce yazmıştım… Bugün Dünya Kupası o yazının en güçlü kanıtı oldu.
Tam iki yıl önce, yine bu köşede “Tenis ve futbolda zafere koşan İspanya” başlıklı yazımı kaleme almıştım.
O gün Avrupa Futbol Şampiyonası’nı kazanan İspanya’yı, aynı gün Wimbledon’da Novak Djokovic’i farklı bir oyunla mağlup ederek şampiyon olan Carlos Alcaraz ile birlikte değerlendirmiştim.
Çünkü bana göre mesele sadece bir futbol kupası ya da bir tenis kupası değildi.
Asıl mesele, bir ülkenin sporda nasıl dünyanın zirvesine çıktığıydı.
Bugün aynı İspanya, Dünya Kupası’nı da kazanarak o gün yazdıklarımızın ne kadar doğru bir tespitten ibaret olduğunu bir kez daha gösterdi.
İki yıl önce Avrupa’nın zirvesindeydiler.
Bugün dünyanın zirvesindeler.
Ama değişen sadece kupalar…
Değişmeyen ise onları bu noktaya taşıyan sistem.
Kupayı Kazanan Sadece Futbol Değildi
Dünya Kupası finalini izlerken aklıma sürekli iki yıl önce yazdığım satırlar geldi.
Çünkü sahada sadece on bir futbolcu yoktu.
Sahada otuz yılı aşan bir spor politikası vardı.
Sahada ADO 92 vardı.
1988 yılında başlayan, 1992 Barselona Olimpiyatları’nı hedef alan ama hiçbir zaman yalnızca olimpiyatlarla sınırlı kalmayan büyük bir devlet projesi…
İspanya, olimpiyatları sadece bir organizasyon olarak değil, ülkenin spor geleceğini yeniden inşa etmek için tarihi bir fırsat olarak gördü.
Devletiyle…
Özel sektörüyle…
Federasyonlarıyla…
Üniversiteleriyle…
Bilim insanlarıyla…
Antrenörleriyle…
Tek bir hedefe yürüdü.
Ve en önemlisi…
Hiç kimse iki yılda mucize beklemedi.
Ado 92’nin Meyveleri Toplanıyor
Bugün Dünya Kupası’nı kaldıran futbolcular, o sistemin yetiştirdiği çocuklar.
Kortlarda fırtına gibi esen Carlos Alcaraz da aynı sistemin ürünü.
Basketbolda yıllardır dünyanın en güçlü ülkelerinden biri olmaları da tesadüf değil.
Kadın futbolunda ulaştıkları başarı da aynı planlamanın sonucu.
Bisiklette, hentbolda, su sporlarında ve olimpik branşlarda gelen madalyalar da…
Çünkü İspanya sporu branş branş değil, bir bütün olarak planladı.
Kupaları hedeflemedi.
Sistemi kurdu.
Kupalar ise kendiliğinden gelmeye başladı.
Otuz yılı aşan bu planlama sayesinde bugün sadece bir futbol takımı değil, farklı branşlarda birbirini besleyen güçlü bir spor ekosistemi ortaya çıktı.
Bir Fotoğraf Her Şeyi Anlatıyordu
İspanya’nın Dünya Kupası zaferinde dikkatimi çeken bir başka ayrıntı ise belki de her şeyi özetliyordu.
Final öncesinde Dünya Kupası’nı sahaya getiren isim, iki yıl önce bu köşede özellikle üzerinde durduğum Carlos Alcaraz’dı.
Bir futbol finalinde kupayı taşıyan kişi bir futbol efsanesi değil, dünyanın en başarılı tenisçilerinden biriydi.
[eii post_id=”592″ theme=”1″]
Aslında o görüntü, İspanya’nın spora bakış açısını tek karede anlatıyordu.
Çünkü onlar başarıyı branşlara ayırmıyor.
Futbolun başarısını tenisten, basketboldan, bisikletten ya da olimpik sporlardan bağımsız görmüyorlar.
Hepsi aynı spor kültürünün, aynı devlet politikasının ve aynı uzun vadeli planlamanın parçaları.
İki yıl önce Alcaraz ile Avrupa şampiyonu futbolcuları aynı yazıda buluşturmamın nedeni de buydu.
Bugün Dünya Kupası finalinde kupayı sahaya getiren Alcaraz, adeta o yazının en anlamlı devamı oldu.
Peki Biz Ne Öğrenebiliriz?
İspanya’nın hikâyesi, aslında sadece İspanyolların başarısını anlatmıyor.
Uzun vadeli planlamanın, sabrın ve istikrarın sporda neler kazandırabileceğini gösteriyor.
Bugün dünyanın zirvesinde yer alan birçok İspanyol sporcu, yıllar önce kurulan sistemlerin içinde yetişti.
Bu nedenle başarıyı sadece yetenekle açıklamak mümkün değil.
Doğru planlama…
Güçlü altyapı…
Nitelikli antrenör eğitimi…
Bilimsel yaklaşım…
Ve genç sporculara yapılan sürdürülebilir yatırım…
Başarının vazgeçilmez parçaları.
Türkiye de genç ve yetenekli sporcular açısından önemli bir potansiyele sahip.
Bu potansiyelin doğru planlama ve uzun vadeli bir spor vizyonuyla desteklenmesi halinde neden benzer başarılar elde edilmesin?
Belki de bugün İspanya’yı konuşurken asıl sormamız gereken soru, “Onlar nasıl kazandı?” değil…
Kazanan Sadece İspanya Değil, Bir Spor Modeli
İspanya’nın Dünya Kupası’nı kazanmasına şaşıranlar olabilir.
Ben şaşırmadım.
Çünkü iki yıl önce de yazmıştım.
Avrupa şampiyonluğu tesadüf değildi.
Carlos Alcaraz’ın yükselişi tesadüf değildi.
Bugünkü dünya şampiyonluğu da tesadüf değil.
ADO 92 sadece bir olimpiyat hazırlık programı değildi.
Bir devlet aklıydı.
Bir vizyondu.
Bir sabır hikâyesiydi.
Ve bugün hâlâ meyvelerini vermeye devam ediyor.
İki yıl önce Avrupa şampiyonluğunun arkasındaki sistemi yazmıştım.
Bugün aynı sistem Dünya Kupası’nı kazandı.
Değişen sadece kupalar oldu.
Değişmeyen ise planlama, sabır ve uzun vadeli bakış açısıydı.
Çünkü sporun en büyük gerçeği şudur:
Şampiyonlar maç kazanır…
Şampiyon ülkeler ise sistem kurar.
Ve İspanya, otuz yılı aşkın bir süredir kazandığı kupalardan çok, kurduğu spor sistemiyle dünyanın geri kalanına örnek olmaya devam ediyor.”
Magazin
Prof. Dr. Zakir Avşar: ''Büyük köylere dönüşen büyük şehirler kimin eseri?''
Akademisyen ve Haber7 yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, ”Büyük köylere dönüşen büyük şehirler kimin eseri?” adlı yazısında çeşitli değerlendirmelerde bulundu.
Prof. Dr. Zakir Avşar, ”Büyük köylere dönüşen büyük şehirler kimin eseri?” adlı yazısında şu ifadelere yer verdi:
”Yaşadığı büyükşehrin giderek karmaşıklaşmasından, trafikten, hava kirliliğinden, su yoksunluğundan, pahalılaşmasından, altyapı eksikliklerinden, hayat konforunun azalmasından yakınmayan kimse yok gibi…
Büyükşehirlerin içine düştüğü bu fena vaziyeti en fazla dert edinmesi, çözümler üretmesi gerekenler işi depreme, nüfus artışına bağlayarak ve kendi öngörüsüzlüklerini, beceriksizliklerini, başarısızlarını, kaynak kullanımındaki savurganlıklarını, yersizliklerini hiç hesaba katmıyorlar…
İş yolsuzluk ve yozlaşma olunca da sütten çıkmış ak kaşık gibi inanılmaz pozlarla “halka hizmetten ve hizmetin engellenmesinden” bahsedebiliyorlar… Kamusal güç, imkan ve kaynakları kullanma yetkisine sahip kişilere “seçildiğiniz günden bu yana ne yaptınız?” sorusunu sormak ve bunun cevabını almak imkansız hale geldiği gibi, adlarının yolsuzlukla ve yozlaşma ile anılmasından ötürü de madalya isteyecek kadar işi büyüttüler…
Şehirleri yönetenleri yolsuzluk ve yozlaşma ile anıp tartışıyoruz ve ne yazık ki en basit düzeyde yapmaları gerekenleri dahi yapmayanlardan şehir hayatına dair beklentilerimizi sürekli düşürerek bir beklenti içine giriyoruz…
İletişim bilimci Marshall McLuhan “küresel köy” kavramını ortaya attığında modern iletişim teknolojilerinin insanlık tarihindeki en köklü mekânsal dönüşümlerden birini tarif ediyordu. Ona göre elektrik çağının iletişim araçları mesafeyi toplumsal bir kategori olmaktan çıkarıyordu. Coğrafya elbette ortadan kalkmıyordu ancak uzaklık deneyimlerin paylaşımı bakımından eski belirleyiciliğini kaybediyordu. Dünyanın bir ucunda yaşanan bir savaş, kriz, felaket ya da kutlama, neredeyse aynı anda gezegenin geri kalanının duygusal ve zihinsel evrenine dahil olabiliyordu. İnsanlık teknik anlamda birbirine hiç olmadığı kadar yakınlaşmıştı.
McLuhan’ın kullandığı “köy” metaforundan farklı olarak burada anlatmak istediğimiz şey kentsel konforun sınırlı olduğu, hizmet standartlarının düşük kaldığı, bireysel alanın daraldığı, gündelik hayatın kişisel ilişkiler ağı tarafından belirlendiği bir hayat formudur… Köyde hayat daha basit görünse de, bu basitlik her zaman konfor anlamına gelmez. Suya, ulaşıma, sağlık hizmetine, altyapıya, kamusal imkanlara erişim şehirlerde olduğu kadar sistematik değildir. Yani kastettiğimiz köy, ölçeğin küçük olmasından ziyade hizmet kapasitesinin sınırlılığını ifade etmektedir.
Çünkü, fiziksel olarak devasa büyüklüklere ulaşan, milyonlarca insanı barındıran, ekonomik olarak ülkelerin omurgasını oluşturan metropoller, işleyiş bakımından şehir olmanın gerektirdiği rasyonel sistemlerden uzaklaşıyor. Nüfusları büyüyor, bina sayıları artıyor fakat şehir olmanın temel niteliği olan yönetilebilirlik zayıflıyor.
Şehir, özünde karmaşıklığın yönetilebildiği yerdir. Milyonlarca insanın aynı anda ulaşım hizmeti alabilmesi, suya erişebilmesi, enerji sistemlerinin kesintisiz işlemesi, atık yönetiminin aksamaması, güvenli kamusal alanların korunması ve yaşam ritminin sürdürülebilmesi gelişmiş bir yönetim aklı gerektirir.
Burada temel problem olarak kaynak eksikliği ileri sürülebilse de özünde sorun bu değildir. Kaynak yönetimindeki irrasyonelliktir. Yetersizlik çoğu zaman bütçede değil, bütçenin kullanım biçimindedir. Kamusal kaynaklar gerçek ihtiyaçlar, verimlilik ölçütleri ve uzun vadeli planlama yerine kısa vadeli siyasi görünürlük, popülist tercihler, gösterişli projeler veya rant ilişkileri doğrultusunda harcandığında şehir yönetimi teknik zeminden uzaklaşır. Kaynakların yanlış önceliklendirilmesi en zengin şehirleri bile işlevsiz hale getirebilir.
Bir şehirde altyapı yatırımları ertelenirken vitrin projelere öncelik veriliyorsa, toplu ulaşım kapasitesi yetersizken gösterişli ama işlevsiz yapılar üretiliyorsa, kanalizasyon sistemi eskiyip çöküşe yaklaşırken kaynaklar görünür ama düşük etkili alanlara aktarılıyorsa, orada yönetim sorunu vardır. Sözgelimi heykel, anıt, konser gibi alanlara ciddi bütçeler ayırılırken, yatırım yapılmadığı, önlem alınmadığı için gündelik hayatınız içinde ulaşımda geçen süreniz artıyorsa bu durumun üzerinde düşünmek gerekmektedir. Kötü yönetim yanlış karar alınırken ve sonuçları görülürken dahi doğru kararın ne olabileceğine dair arayış içinde olunmasına mani olan davranış ve kavrayış eksikliğidir.
[eii post_id=”622″ theme=”1″]
Üstelik şehir yönetiminin karmaşıklığını kavrayamayanların tutumları bu bozulmayı hızlandırmaktadır. Bir metropol, sezgilerle veya gündelik reflekslerle yönetilemez. Şehir yönetimi veri, uzmanlık, senaryo planlaması, risk analizi ve uzun vadeli kapasite hesapları gerektirir.
Şehir yönetiminin zorluğunu kavrayamayan kişiler genellikle karmaşık sorunlara basit çözümler önermeye eğilimlidir. Oysa büyük şehirlerde sorunlar birbirine bağlıdır. Ulaşımdaki bir aksama ekonomiyi, ekonomideki aksama sosyal düzeni, sosyal düzendeki bozulma kamusal güvenliği etkiler.
Bir şehirde trafik günlük hayatı felç eden kalıcı bir probleme dönüşmüşse, yağmur yağdığında yollar göle dönüyorsa, elektrik kesintileri olağanlaşıyorsa, su altyapısı yetersiz kalıyorsa, kaldırımlar işgal edilmişse, kamusal alanlar ya ticarileşmiş ya da işlevsizleşmişse, orada artık şehir konforundan söz etmek güçleşir. Nüfusun büyüklüğü orayı şehir yapmaya yetmez. Şehir olmanın özü hayatı kolaylaştıran sistemlerin güvenilirliğidir. Bu sistemler çöktüğünde ortaya çıkan yapı büyük bir köydür, hatta söz konusu şehirler İstanbul, Ankara, İzmir ise küresel ölçekte köydür…
Modern şehir insan hayatını kolaylaştırmak üzere vardır. Şehir zamandan tasarruf ettiren, hizmete erişimi kolaylaştıran, bireyin hayatını öngörülebilir kılan bir düzen sunmalıdır. Eğer bir metropolde insanlar her gün saatlerini trafikte kaybediyor, temel hizmetlere erişmek için olağanüstü çaba harcıyor, en basit ihtiyaçlarını bile belirsizlik içinde karşılıyorsa, orada kentsel yaşamın sunduğu avantajlar aşınmıştır…
İletişim teknolojileri bu gerçeği daha görünür kılmaktadır. Bir altyapı arızası, hizmet aksaması, kamu skandalı saniyeler içinde milyonlara ulaşabiliyor. Fakat görünürlük her zaman çözüm üretmiyor. Aksine, sürekli görünür hale gelen sorunlar zamanla kanıksanabiliyor. İnsanlar her gün yeni bir aksaklıkla karşılaştıklarında, olağanüstü olan sıradanlaşmaya başlıyor. Böylece toplumsal tepki azalıyor, beklenti düşüyor ve kötü yönetim normalleşiyor. Belki de asıl tehlike budur. Maalesef bu noktaya da gelindi…
Kötü yönetimin en güçlü dayanağı, toplumun düşük beklentiye alışmasıdır. İnsanlar aksaklığı kader, verimsizliği norm, gecikmeyi kaçınılmaz kabul etmeye başladığında şehirlerin köyleşmesi hızlanır. Yönetim kalitesindeki düşüş yalnızca idari bir sorun olmaktan çıkar; toplumsal bilinç sorunu haline gelir.
Nüfus artıyor, ihtiyaçlar çeşitleniyor, hizmet talebi yükseliyor; fakat bu karmaşıklığı yönetebilecek akıl, disiplin ve kurumsal kapasite çoğu zaman geride kalıyor. Sonuçta ortaya paradoksal bir tablo çıkıyor: Şehirler fiziksel olarak büyüyor ama yönetsel olarak küçülüyor.
Şimdi şu soruyu sormak lazım İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin kocaman, küresel ölçekte bilinen köyler değil de nedir? Kim diyebilir ki bu şehirler çok iyi yönetiliyor ve insanlara bu kadar büyük, önemli şehirlerde yaşamanın “avantajlarını” sunabiliyor…
Hayatı bu kadar zorlaştıran, şehirleri, medeniyetleri bir köy ölçeğine çevirmeyi başaran insanlar mı bu ülkenin genelini yönetecek bir pozisyona gelecek?
Daha da doğrudan sormak lazım: Ankara’yı, İstanbul’u köy ölçeğinde dahi bir huzura kavuşturamayan, hayatı gittikçe karmaşıklaştıranlar, adları yolsuzlukla ve yozlaşma ile anılanlar mı bu ülkeye Cumhurbaşkanı olma hayali kuruyor?”
Magazin
ABD ordusu İran’a yönelik saldırılarını sürdürüyor
ABD ordusunun, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki saldırı kapasitesini azaltmak amacıyla düzenlediği 9. hava saldırısı dalgasını tamamladığı bildirildi.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan açıklamada, saldırıların İran’ın ticari gemilere ve sivil denizcilere yönelik tehdit kapasitesini zayıflatmayı hedeflediği belirtildi.
Saldırıların 9. gecesinde İran’a ait askeri komuta merkezleri, iletişim ağları, kıyı gözetleme ve hava savunma tesisleri ile deniz kuvvetleri, füze ve insansız hava aracı üslerinin hedef alındığı aktarıldı.
[eii post_id=”594″ theme=”1″]
Açıklamada, İran’ın askeri kapasitesini zayıflatmaya yönelik operasyonların sürdürüleceği ve CENTCOM güçlerinin bölgede göreve hazır olduğu ifade edildi.
Magazin
Geleceğin dünyasına gençler Hamidiye’de hazırlanıyor
Gençlik ve Spor Bakanlığı, ÜNİDES ve Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen “Sivas Dijital Gelecek Kampı”, Türkiye’nin farklı illerinden üniversite öğrencilerini Sivas Hamidiye Gençlik Kampı’nda buluşturdu. Üç gün süren programda gençler; yapay zeka, dijital okuryazarlık, proje geliştirme ve kariyer planlaması alanlarında eğitim alırken çeşitli sosyal ve sportif etkinliklere de katıldı.
Gençlerin dijital çağın gereksinimlerine hazırlanması ve gelecek vizyonlarının geliştirilmesi amacıyla hayata geçirilen “Sivas Dijital Gelecek Kampı”, Sivas Hamidiye Gençlik Kampı alanında gerçekleştirildi.
ÜNİDES desteğiyle düzenlenen programa Türkiye’nin dört bir yanından üniversite öğrencileri katıldı. 17 Temmuz’da katılımcıların kamp alanına yerleşmesiyle başlayan program, üç gün süren eğitim, atölye ve sosyal etkinliklerin ardından katılım belgelerinin takdim edilmesiyle tamamlandı.
Gençler yapay zeka ve dijital beceriler üzerine eğitim aldı
Kamp boyunca katılımcılara teorik eğitimlerin yanı sıra uygulamalı atölyeler de sunuldu. Program kapsamında gençlere “Kariyer Planlama ve Gençlik Fırsatları”, “Proje Döngüsü Eğitimi”, “Dijital Okuryazarlık ve Dijital Beceriler” ile “Yapay Zeka Atölyesi” başlıklarında eğitimler verildi.
Dijital çağın en önemli alanları arasında yer alan dijital okuryazarlık ve yapay zeka eğitimlerinde ise gençlere dijital araçları daha etkin kullanma, yapay zeka teknolojilerinden yararlanma ve dijital dünyada daha güvenli hareket etme konusunda uygulamalı bilgiler aktarıldı.
Eğitimlerin yanı sıra sosyal ve sportif etkinlikler düzenlendi
Yoğun eğitim programının yanı sıra gençlerin sosyal gelişimlerine katkı sunmak amacıyla çeşitli aktiviteler de gerçekleştirildi. Katılımcılar bisiklet sürme ve ata binme gibi doğa ve spor etkinliklerine katıldı.
Sivas Hamidiye Gençlik Kampı’nın imkanlarından yararlanan gençler, üç öğün yemek düzeniyle konforlu bir kamp dönemi geçirirken, ders aralarında ve akşam saatlerinde düzenlenen sosyal etkinliklerle dinlenme ve kaynaşma fırsatı buldu.
[eii post_id=”616″ theme=”1″]
Hamidiye’nin simge etkinliklerinden biri olan at binme aktivitesine katılan gençler, hem sosyal vakit geçirdi hem de farklı şehirlerden gelen katılımcılarla yeni dostluklar kurdu.
Kampın son gününde düzenlenen Sivas gezisiyle katılımcılar, kenti yakından tanıma fırsatı elde etti.
Gençlere katılım belgeleri verildi
Üç günlük eğitim maratonunu başarıyla tamamlayan üniversite öğrencileri için kampın sonunda sertifika töreni düzenlendi. Dijital yetkinliklerini geliştiren gençlere katılım belgeleri törenle takdim edildi.
Projenin yürütülmesinde alanında uzman genç bir ekip görev aldı. Kampın koordinatörlüğünü Öğretim Görevlisi Alaeddin Türkmen üstlenirken, eğitim ve atölye süreçlerinde gençlere Seda Kâmile Kar, Dağhan Yahya Göktürk, Zekeriya Umut Mercan ve Ali Gönüllüyer rehberlik etti.
Eğitmenlerin mentorluğunda gerçekleştirilen interaktif çalışmalar, katılımcı gençlerden yoğun ilgi gördü.
- Geleceğin dünyasına gençler Hamidiye’de hazırlanıyor
-
Türkiye1 gün agoKKTC’de Hava Isınıyor! Sıcaklık 41 Dereceye Kadar Yükselecek
-
Türkiye1 gün agoŞehitoğlu: ” Saldırıyı haince ve vahşice buluyorum”
-
Kıbrıs Haberleri1 gün agoKKTC’de 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı Törenle Başladı! Şehitler Anıtı’nda Duygusal Anlar
-
Eğitim1 gün agoÜniversite adayları dikkat: YKS sonuçları 22 Temmuz’da açıklanacak
-
Ekonomi23 saat agoAltın fiyatlarında son durum: Gram ve çeyrek altın kaç lira oldu?
-
Eğitim1 gün agoDGS maratonu tamamlandı: Gözler sonuç tarihinde
-
Güncel1 gün agoMersin’de Kıbrıs Barış Harekatı’nın 52. Yıl Dönümü Törenle Kutlandı
-
Ekonomi23 saat agoTarımsal maliyetlerde artış sürdü: Girdi fiyatları yıllık yüzde 36,65 yükseldi

