Teknoloji
Başkentliler ABB’nin “Birlik Aşı: Aşure” etkinliğinde buluştu
Başkentliler her yıl olduğu gibi bu yıl da Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği “Birlik Aşı: Aşure” etkinliğinde buluştu.
Mamak ilçesi Akşemsettin Mahallesi’nde düzenlenen etkinlikte aşure ikramı yapılırken Türk halk müziğinin sevilen sanatçısı Sabahat Akkiraz ve Hüseyin Uğurlu sahne aldı.
Ankara Büyükşehir Belediyesi Muharrem Orucu’nun ardından her yıl olduğu gibi bu yıl da geleneksel değerleri yaşatmak ve paylaşma kültürünü güçlendirmek amacıyla “Birlik Aşı: Aşure” etkinliği düzenledi.
Mamak ilçesi Akşemsettin Mahallesi’nde gerçekleşen programda semah töreninin yanı sıra Türk halk müziğinin sevilen sanatçısı Sabahat Akkiraz ve Hüseyin Uğurlu Başkentlilerle buluştu. Etkinliğe katılan binlerce Başkentliye aşure ikram edildi.
Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği programa katılan Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi Başkan Vekili Ertan Işık, şöyle konuştu:
Etkinliğe katılan vatandaşlar ABB’ye teşekkür ederken duygularını şu sözlerle ifade etti:
[eii post_id=”612″ theme=”1″]
Mehmet Genç: “Allah kabul etsin. Allah tekrarını nasip etsin.”
Ali Durmuş: “Daha önceki yıllarda da katıldım, bu etkinlikler güzel oluyor. Bu kültürü yaygınlaştırıyor her şeyden önce, insanlar da üzerlerindeki baskıyı korkuyu atıyor. Sabahat Akkiraz sevdiğimiz, saydığımız ve değer verdiğimiz bir insan.”
Hüseyin Babayiğit: “Böyle şeylere halkın ihtiyacı var yani olması gereken şeyler aslında. Bütün belediyelerde bunun yapılması gerekiyor, insanların bir araya gelmesi gerekiyor. Bu tür etkinliklere halkın gerçekten ihtiyacı var. Mansur Başkan’a da teşekkür ediyoruz.”
Ali Rıza Aslan: “Gayet güzel bir etkinlik bence toplumsal olarak bizim ihtiyaç duyduğumuz etkinliklerden birlik beraberlik açısından. Alevi Bektaşi kültürünün özünde yatan birlik beraberlik duygusunu karşılayan şeyler. Stresli bir anda insanlara iyi gelen bir ortam gayet güzel ve faydalı buluyoruz. Bence insanlar arasında bu bağ hiçbir zaman kopmuyor bu aşure sayesinde, dolayısıyla bu nesilden nesile bu şekilde aktarıldığını düşünüyorum ve bundan sonra da böyle devam edeceğine eminim.”
Teknoloji
Giresun Sokak Basketbol Turnuvası başladı
Giresun Belediyesi’nin geleneksel hale getirdiği Sokak Basketbolu Turnuvası, Atatürk Meydanı’nda düzenlenen renkli bir açılış programıyla başladı. Organizasyonun açılışını Giresun Belediye Başkanı Fuat Köse yaptı.
Yaz etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen turnuva bu yıl da büyük ilgi gördü. Toplam 65 takım ve 260 sporcu, Atatürk Meydanı’nda kurulan sahada şampiyonluk için mücadele edecek. Turnuva boyunca basketbol severler, birbirinden çekişmeli karşılaşmalara tanıklık edecek.
Giresun Belediye Başkanı Fuat Köse, sporcularla sohbet ederek tüm takımlara başarılar diledi.
Fuat Köse, Giresun Belediyesi olarak gençleri sporla buluşturmaya büyük önem verdiklerini belirterek, “Giresun Belediyesi olarak bu yıl 29’uncusunu düzenlediğimiz Geleneksel Sokak Basketbolu Turnuvamızın startını büyük bir coşku ve yoğun katılımla verdik. Her geçen yıl artan ilgi bizleri gururlandırıyor. Bu yıl 65 takım ve 260 sporcunun katılımıyla gerçekleşen turnuvamız, Giresun’umuzun spora ve özellikle basketbola olan sevgisini bir kez daha ortaya koydu. Çünkü Giresun, basketbolun kalbinin attığı şehirlerden biridir; sokak basketbolu ise kentimizin köklü spor kültürünün en önemli parçalarındandır. Güneş Kurs, Blade, Red Bull ve ülkemizin gururu, NBA All-Star sporcumuz Alperen Şengün’ün değerli katkılarıyla daha da güçlenen organizasyonumuza destek veren tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyorum. Bizler de Giresun Belediyesi olarak gençlerimizin yanında olmaya, sporun her branşını desteklemeye ve şehrimizde spor kültürünü daha da büyütmeye kararlılıkla devam edeceğiz. Bu güzel organizasyonda emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarımıza, hakemlerimize, antrenörlerimize, sponsorlarımıza ve katkı sunan herkese gönülden teşekkür ediyor; turnuvaya katılan tüm takımlarımıza başarılar diliyorum” dedi.
[eii post_id=”641″ theme=”1″]
Minikler, küçükler, yıldızlar, gençler ve büyükler kategorilerinde gerçekleştirilecek müsabakalarda sporcular hem yeteneklerini sergileyecek hem de centilmence mücadele edecek.
Teknoloji
Pazar’a yeni yaşam alanı kazandırılıyor
Rize’nin Pazar ilçesinde son dönemde hayata geçirilen yatırımlara bir yenisi daha ekleniyor. Kız Kalesi Cafe & Restaurant, Halk Plajı, Hemşin Yürüyüş ve Bisiklet Yolu, Cıha Kalesi Restorasyonu ve Sahil Kordon Boyu projelerinin ardından, Kız Kalesi Cafe & Restaurant’ın batı cephesinde yeni bir düzenleme yapılacak.
Tamamlanan Kız Kalesi Cafe & Restaurant’ın batı tarafındaki alanda hayata geçirilecek proje kapsamında 1.900 metrekarelik bitkisel peyzaj alanı oluşturulacak. Ayrıca 40 araç kapasiteli otopark yapılacak.
Proje kapsamında ilçeye gelenleri karşılamak amacıyla LED aydınlatmalı “Pazar’a Hoş Geldiniz” yazılı bir karşılama duvarı da inşa edilecek. Alanda ayrıca Kız Kalesi Cafe & Restaurant personel odaları ile soğuk hava depoları bulunacak.
Yeni proje ile restoranın otopark ihtiyacının karşılanması ve modern peyzaj düzenlemeleriyle ilçeye estetik açıdan değer katacak yeni bir yaşam alanı oluşturulması hedefleniyor.
[eii post_id=”641″ theme=”1″]
Spor Toto Teşkilat Başkanlığı tarafından finanse edilen projenin hayata geçirilmesinde destek sağlayan Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’a teşekkür edilirken, yatırımın Pazar ilçesine hayırlı olması temennisinde bulunuldu.
- Pazar’a yeni yaşam alanı kazandırılıyor
Teknoloji
Eğitimci Hayat Aras: ''Altay’dan Anadolu’ya Bitikler 1: Az Gittim, Uz Gittim''
Eğitimci-Türkolog Hayat Aras, ”Altay’dan Anadolu’ya Bitikler 1: Az Gittim, Uz Gittim” adlı yazısında çeşitli değerlendirmelerde bulundu.
Eğitimci-Türkolog Hayat Aras, ”Altay’dan Anadolu’ya Bitikler 1: Az Gittim, Uz Gittim” adlı yazısında şu ifadelere yer verdi:
”Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; zamanın tersine döndüğü, buzun ateşe büründüğü bilinmez bir devirde… Az gittim, uz gittim. Dere tepe düz gittim. Çayır çimen geçerek, lale sümbül biçerek, Sibirya’nın ayazından donmuş pınarlar içerek; bir yaz, bir kış, bir de güz gittim. Yürüdüm yürüdüm, bir de dönüp arkama baktım ki ne göreyim? Ne bir bağ kalmış geride, ne de bir bahçe… Meğer koca dünyayı aşmışım da, sadece bir arpa boyu yol gitmişim.
Gittiğim yer tek bir arpa tanesi boyuysa da, ölçtüm biçtim; bir tren, iki uçak boyu yol kat etmişim. Yolum önce Novosibirsk’e düştü; oradan şamanların nefesiyle fısıldayan Altay Dağları’nın eteklerine, gizemli patikalara süzüldü. Şimdi tam önümde; göğsü göğe eren, sisler içinde devasa ve esrarengiz bir orman duruyor. Artık bu yeşil karanlığa girmek, Sibirya’nın güneyinde saklanan o tılsımlı, saklı yurda varmak vaktidir.
Dinleyenlerin aklı başta, söyleyenin dili taşta olsun! Söyleyenin dili nazardan korunsun, dinleyenin zihni masalla dolsun. Kırk gün kırk gece yürüdüm; azı gitti, gizemin çoğu kaldı. Sözü uzatıp tılsımı bozmayayım, gerçeği saklayıp yoldan sapmayayım… Kulak verin bu söze, bir masal anlatayım size…
Raylar akıp giderken, zaman; lokomotifin buharında eriyen bir rüya gibiydi. Demir atın sırtındaki kilometreler, yerini bitimsiz bozkırlara, vakur dağlara teslim etmek için eridi; şehirler silindi, derken yeryüzü bitti ve gökyüzünün kapıları açıldı. Bir değil, tam iki uçak boyu kanat çırptım bulutların ülkesinde. Güneşi doğarken yakaladım, yıldızları avucumda topladım.
“Fakat bu öyle büyülü bir coğrafyaydı ki, uçsuz bucaksız beyazlığın ortasında yönümü kaybettiğimde cebimdeki o tek taneyi çıkardım: Bir arpa tanesi. Yolu ölçmek için onu dağların karları üzerine bıraktığımda, masal bu ya, ucu güneye dönüp pusulam oldu. Meğer ben binlerce kilometreyi geride bıraktım sanırken, o minicik arpanın boyu kadar bile yol kat edemediğimi anladım sonsuzluğun karşısında. Çünkü Sibirya; insanı kendi küçüklüğüyle sınayan, uçsuz bucaksız bir devler ülkesiydi.”
Arpanın gösterdiği ilk durak, Ob Nehri’nin göğsünde parıldayan Sibirya’nın kalbi, Novosibirsk oldu. Burası destan ile gerçeğin el sıkıştığı yerdi. Nehir muhteşemdi; şehrin sokaklarında yürürken üşüyen nefesim, havada şiirsel bir ezgiye dönüşüyordu. Bilimin ve aklın kalesi olan bu şehir, ulu çam ağaçlarının koruduğu büyük bir ormanın kıyısındaydı. Göz alabildiğine uzanan tayga, insanı içine çağıran büyülü bir yeşil okyanus gibi uğulduyordu. Kulak verdim o uğultuya. Nehirlerin şarkısını dinlerken yolumun güzelliğini bir kez daha anladım.
Novosibirsk’in gizemli kapısından geçip arpanın izini sürmeye devam edince, karşımda yeryüzünün en asil efsanelerinden biri belirdi: Altay Dağları. Burası masal güzelliğindeki en çıplak, en büyüleyici gerçekti. Dağların dorukları gökyüzünü yırtıyor, gümüş kaplı zirveler güneşi bir ayna gibi yansıtıyordu. Şamanların davul sesleri rüzgâra karışıyor, Altay’ın gizemli vadilerinde geçmişimden sözler, atalarımın sesleri yankılanıyordu. İşte benim gittiğim o az yol, uz yol; asırlık çamların boy verdiği, geyiklerin rüzgârla yarıştığı Altay’ın ta kendisiydi. Arkamda bıraktığım bağlar, bahçeler çok geride kalmıştı; ama önümde duran bu vahşi, el değmemiş dünya, ruhuma ebedi bir yuva sunuyordu.
[eii post_id=”610″ theme=”1″]
Tayganın kapısı Novosibirsk’i geçip göğü kıskandıran dağlara yaklaşınca sabrım sabırsızlandı; ruhum prangalarından sıyrılıp kendisini bir astral seyahatte buldu. Zaman büküldü, mekân eridi. Gecenin karanlığında, yeryüzünün bir yerinde, bir çadırın önünde yanan kutsal bir ateşin başında buldum kendimi. Karşımda, yüz çizgilerinde yüzyılların yorgunluğunu taşıyan Altaylı bir teyze oturuyordu. Onun dudaklarından dökülen, buraların en eski, en sır dolu anlatılarını dinledim. Unutmamak için ateşin ışığını kalem, toprağı ise kâğıt yaptım ve yazdım.
Masal dediysem, buradaki insanların tüm kalbiyle inandığı, doğanın kendisine bürünmüş o büyülü gerçeklerden biriydi bu. Altay’ın en yüksek zirvesi olan Beluha Dağı, yerel dilde “Kutsal Ak Dağ” olarak anılıyordu. Efsaneye göre bu dağ, yeryüzünün gökyüzüyle birleştiği, ruhların dünyasına açılan gizli bir kapıydı. Dağın koruyucusu ise ak giysiler içinde, yüreği bir çocuk gibi temiz olan gezginlere görünen ulu “Dağ Ruhu”ydu.
Eğer bir kişi doğaya saygısızlık edip ağaçları incitir, nehirleri kirletir, dağların gücünü küçümserse; dağın ruhu öfkelenir, apak bir sis olup yolu bir nefeste tütsüler; adımları köksüz kılar, canı sonsuzlukla hiçlik arasında asılı bırakırmış. Altaylı teyzem, gözlerimin içine bakarak ateşe bir parça ardıç dalı attı. Ateş çıtırdarken fısıldadı: “Biz bu dağlara tırmanmayız yabancı, biz sadece onun eteğinde eğiliriz.”
Ateşe bir ardıç daha atıp çıtırtının sesine ses vererek ben de ona fısıldadım:
Altaylı anam bu sözleri duyunca gözlerindeki gölgeler çekildi, yüzündeki derin çizgiler şefkatli bir gülümseyişle gerildi. Gözlerini gecenin karanlığından ayırıp doğrudan ruhuma dikti. Elini usulca göğsünün, tam yüreğinin üzerine koydu ve başını yavaşça öne eğerek fısıldadı: “Evine hoş geldin kızım… Dağ, kendi bağrından kopan fısıltıyı her dilde tanır. Ruhun yukarıda uçuyorsa, adımların bu topraklarda asla ağırlaşmaz.”
Anam sustu, ateş sustu, ulu dağlar sustu, ben çoktan susmuştum. Temmuz ayında bile zirvesi bembeyaz bir düş gibi parıldayan Beluha’ya bakarken; ruhumun aslında hep bu topraklara ait olduğunu, insanoğlunun doğayı neden kutsadığını ve kutsal doğa karşısında neden sadece bir arpa boyu yol aldığımızı şimdi çok daha iyi anlıyordum…”
-
Türkiye1 gün agoKKTC’de Hava Isınıyor! Sıcaklık 41 Dereceye Kadar Yükselecek
-
Türkiye1 gün agoŞehitoğlu: ” Saldırıyı haince ve vahşice buluyorum”
-
Kıbrıs Haberleri1 gün agoKKTC’de 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı Törenle Başladı! Şehitler Anıtı’nda Duygusal Anlar
-
Eğitim1 gün agoDGS maratonu tamamlandı: Gözler sonuç tarihinde
-
Güncel1 gün agoMersin’de Kıbrıs Barış Harekatı’nın 52. Yıl Dönümü Törenle Kutlandı
-
Eğitim1 gün agoÜniversite adayları dikkat: YKS sonuçları 22 Temmuz’da açıklanacak
-
Ekonomi1 gün agoAltın fiyatlarında son durum: Gram ve çeyrek altın kaç lira oldu?
-
Eğitim1 gün agoMudanyalı öğrenciye Rusya'dan eğitim diplomasisi onur ödülü

